Hayat bizi ne ile meşgul ederse biz de zamanla meşgul olduklarımızdan ibaret olmuyor muyuz? Mesela her gün ameliyata giren bir cerrahsan, yıllar boyunca şahit olduklarına alışıp insan bedenini alıştıklarınla görmeye başlamaz mısın? Veya spor müsabakalarını takip etmeyi seviyorsan, günün sonunda kafanı boşaltmak için arkadaşlarınla oturduğunda şahit olduğun etkileyici müsabaka anlarını paylaşmaz mısın? Ya da yalnız hissediyorsan dikkatini çeken her bakışta kendinle ilgili bir anlam aramaz mısın? Hayatta neyle meşgulsek zihnimiz de o meşguliyetle şekilleniyor ve tabi bu da davranışlarımızı etkiliyor. O gün nereye gideceğim, ne anlatacağım, ne kadar kalacağım, onun hikayesine nasıl bir tepki vereceğim… Peki o zaman hayattaki en çarpıcı anlar meşguliyetlerimizin karşı karşıya kaldıkları olabilir mi? Birbirine tamamıyla zıt iki bakış açısı ve yaşam biçimi birbiriyle karşılaştığında neler olabilir? Bir taraf kazanır mı ya da haklılık söz konusu mudur?

Güney Afrikalı yazar Reza De Wet’in Gotik Afrika oyunu hayatla bambaşka meşguliyetleri olan oyun kişilerinin karşılaşmalarını ve bu karşılaşmanın iki tarafta da yarattığı çarpıcı etkileri sert bir biçimde önümüze getiriyor. 1900’lü yılların başında geçen oyunda, medeniyetten uzak bir yaşam anlayışıyla medeniyetin göbeğinden çıkmış bakış açılarını görüyoruz. Taraflardan biri beyaz ırktan olmanın üstünlüğüne sahip olan ve avukat olması nedeniyle hem devletin yasalarına hem de insan ilişkilerindeki iletişime fazlasıyla hakim olan Bay Grove. Taraflardan diğeri ise Afrika’nın sömürge zamanlarında siyahilerin topraklarına yerleşerek çiftçilik yapmaya başlamış beyaz ve zengin bir ailenin çocukları Frikkie ve Sussie. Aynı tarafta gibi görünüyorlar değil mi? Ancak değiller. Avukat Grove, resmi bir tavra ve şık eşyalara sahip evli bir erkek. Yani kısacası devletin kendisinden beklediği tüm statüleri yerine getiren, şehir içinde sıradan bir yaşama sahip normal bir vatandaş. Fakat dışarıdan şatafatlı görünen beyaz ırkın baskıcı ve yıldırıcı pratikleri, Frikkie ve Sussie’nin anne babalarından ziyade köle olarak evde kalan bakıcıları Alina’ya daha yakın olmalarını sağlamış. Din, cinsellik, adabı muaşeret kuralları gibi araçlarla baskı ve şiddete uğrayan Frikkie ve Sussie, çocuklukları boyunca tıpkı siyahiler gibi beyaz ırkın işkencelerine maruz kalmış. Anne babalarının ölümüyle ise lüks eşyalarla birlikte onlara miras kalan, yalnızca şiddet olmuş.

Havalı yaşamından çıkıp gelen avukat Grove ve her türden baskıyı meşru gören kardeşlerin karşılaşmasını bir düşün. Hangisi haklı? Haklı arayabilir veya ararsak bulabilir miyiz? Medeni Bay Grove, kardeşlere insancıl bir yaşam sunabilir ve onları şehre götürmeye ikna edebilir mi? Ya da beyaz üstenciliği nedeniyle onlarla hiç uğraşmaz ve çekip gider mi? Peki kardeşler? Evlerine gelen bir yabancının sözlerini kabullenip onu aralarına alabilir mi? Yoksa yabancı onları ürkütür ve alışmış oldukları korkuları mı yüzeye çıkarır? Ya da dur, düşünme. Biz her ay bu oyunu oynuyoruz. Gel, bu soruları orada birlikte yanıtlayalım.