Hiç çok iyi bildiğin bir şeyi anlatmaya çalışırken bir anda kelimeleri bulamadığın oldu mu? Mesela çocukken içgüdüsel olarak yaptığın bir hareketi birine öğretmek istediğinde… “Nasıl yaptığını” açıklamaya başladıkça, aslında nasıl yaptığını bilmediğini fark ettiğin o an. Ya da birine neden onu sevdiğini anlatmaya çalışırken, kelimeler çoğaldıkça duygunun kendisinin etkisini yitirdiği anlar… Sanki yaşadığın şey ile onu açıklama çaban arasında ince bir kayma oluşur. Daha net olsun diye uğraştıkça bulanıklaşır. Belki de bazı şeyler, ancak içindeyken mümkündür; dışına çıkıp bakmaya başladığında artık aynı şey değildir.

Caryl Churchill’in Seagulls oyunu, telekinetik bir yeteneğe sahip Valery’nin, menajeri Di ile birlikte bu yeteneği kamusal ve ölçülebilir bir alana taşıma sürecini izler. Harvard’da test edilmek üzere yola çıkan Valery, yolculuk sırasında hayranı Cliff’le karşılaşır ve bu karşılaşmanın ardından gücünün zayıfladığını hissetmeye başlar. Ancak oyunun asıl inceliği, bu zayıflamayı doğrudan baskı ya da sömürüyle değil, Valery’nin kendi deneyimiyle kurduğu ilişkinin dönüşümüyle düşünmeye açmasındadır. Başlangıçta kendiliğinden, neredeyse düşüncesizce işleyen bu güç; Di’nin yönlendirmeleriyle adlandırılan, tarif edilen, ölçülen ve başkalarına anlatılması gereken bir şeye dönüşür. Cliff’in merakı ve soruları da bu süreci başka bir yönden derinleştirir: Valery artık yalnızca yapmaz, ne yaptığını bilmek ve göstermek zorundadır. Tam da bu noktada deneyim ile onun bilgisi arasına bir mesafe girer. Güç belki tamamen kaybolmaz; ama ona ulaşmanın yolu değişir. Çünkü artık her denemede yalnızca eylemi değil, o eylemin açıklamasını da taşımak gerekir.

Belki de mesele yalnızca “yapabilmek” değildir; o şeyi nasıl yaptığını bilmek zorunda kalmak, onu aynı anda hem yaşayıp hem dışarıdan izlemek zorunda kalmaktır. O zaman geriye şu kalır: Bazı şeyler, açıklanabildikleri ölçüde değil, açıklanmadan yaşanabildikleri sürece bizimdir. Ve belki de insan, bir şeyi tamamen anladığını düşündüğü anda, onunla kurduğu en dolaysız bağı çoktan kaybetmiştir.