Sence insan kötülüğe eğilimli mi doğar? Mesela küçükken kardeşini kıskandığın için saçını çektin mi? Ya da önüne koydukları kereviz yemeğinden kurtulmak için yemeği dökme numarası yapmış olabilir misin? Babana yalan söylemiş, annenden para çalmış… Doğduğumuzda biz henüz isteklerimizin ya da eğilimlerimizin neye işaret ettiğini tanımlamadan çoktan düzeni oturmuş, kuralları belli bir yaşamın içine giriyoruz. Sana iyinin ve kötünün ne olduğunu, bu kuralları benimsemiş çevren öğretiyor. Ama sen hiç tüm bu söylenenleri bir kenara bırakıp düşündün mü? Bunlar neden kötü ve bunun sınırı ne? Birine buluşmak istemediğini açıkça söylemek mi daha adil yoksa onu kırmadan bir yalanla geçiştirmek mi? Kararı kim veriyor?

Ariel Dorfman’ın Ölüm ve Kız oyununda, tıpkı senin gibi bu dünyaya doğan Paulina, insanın içindeki kötücül eğilimleri sorgulayan bir kadın. Sorguluyor çünkü üniversite yıllarında toplumunun iyiliği için mücadele verirken, Alman toplumu için çalıştığını söyleyen Dr. Miranda ve arkadaşları tarafından kaçırıldı. Paulina’yı kaçıran bu insanlar sırf genç kadından bilgi almak için ona işkence uyguladı, tecavüz etti. İnanç ve fikirlerimizi karşı karşıya getirip insanlık ve dünya için ideal olanı aradığımız bu düzende nasıl olur da fikirlerimiz yüzünden benliğimiz zarar görebilir? Haklılığını savunmak için haksız bulduklarına saldırabilir misin? Fikirlerimizin bedenimizle, özel yaşantımızla ilgisi olabilir mi? Dr. Miranda ve arkadaşları için ilgisi olabilir. Paulina, farklı bir görüşe inandığı ve bu uğurda planları olduğu için saldırıya uğrayabilir. Sırf düşmanın gelişimi engellensin diye düşmanın beden bütünlüğüne zarar verilebilir. Paulina, kötülüğün yalnızca kendisinden ayrılan fikirlerde bulunmadığını böyle keşfetti. Bu keşif onun yıllar boyunca süren travmalarla boğuşmasına neden oldu. İşkenceci ve tecavüzcüsü Dr. Miranda’yla yeniden karşılaştığındaysa artık idealler savaşmıyordu. Savaş kişiseldi. Paulina, Dr. Miranda’yı sandalyeye bağladı ve onu öldürme planları yaparken işkencecisine kendisini hatırlatmak için, unutmaya çalıştığı anılardan yararlandı.

Sence kötülüğün bir ölçüsü var mı? Yalan söylemenle birini öldürmen eşdeğer mi? Elbette değil. Paulina belki de intikam duygusu hissetmekte haklıydı. Ancak bize travmalar bırakanlara yeni travmalarla mı yanıt vermeli? Her ne kadar hak ettiğini düşünse de sence Paulina bir insan öldürmenin ağırlığını hiç yaşamaz mı? O anı hafızasına kazımaz mı? Toplumun iyi bir yaşama sahip olması için mücadele eden biri ile insanın nefesini kesebilen kişiler arasında ince bir çizgi mi var, daha doğrusu yalnızca tek bir çizgi mi var? Sen olsan işkencecini öldürür müydün? Devletin adaletine güvenip onu teslim eder miydin? Yoksa travmalarını unutarak mı aşmayı denerdin? Bir düşün… Kötülük kadar iyiliğin de aşırılığı ezici olabilir mi? Kurtarıcı olan ne, denge mi? Eğilimlerini içindeki teraziye oturtarak kendi dengeni bul. Çünkü dengen bazen şaşar ama kalbe iyi oturtulmuş bir terazi hep kalır.