Image
1/30/2026 | Sanat

Anton Çekhov’un Ayı’sıyla İhtiyaçlarımızı Fark Etmek

Anton Çekhov'un Ayı adlı kısa oyunundan yola çıkarak gündelik yaşantımızda göz ardı ettiğimiz, bastırdığımız veya hiç farkında bile olmadığımız ihtiyaçlarımızı görünür kılmayı hedefleyen kısa bir yazı.

Çevrende doyumsuz olduğunu söyleyen var mı? Hayatındaki ihtimallere bakarken pek çok fırsatın içinde boğulduğunu görmüyor olabilirsin. Mesela en basitinden çikolata yemek istediğini biliyorsun, kararlısın ve en yakındaki markete giriyorsun. Reyonun önüne geldiğinde seni farklı markaların çeşitli ürünleri karışılıyor. Sen sadece çikolata yemek istediğini biliyordun ama şimdi karşında beyaz, bitter, sütlü, bademli, üzümlü hatta baklavalı çikolata var. Sonra çikolatalı kekler var, gofretler, fıstıklı kremalar karşında. Seçenekleri fark edince gözün daha fazlasına kaymıyor mu? Belki hiç düşünmedin bile, bir tanesini alıp çıktın. Belki de fırsatlar kalabalık değil, sen de tercihlerinde kararlısın. Bundan emin olduğun bir anda bile sana ne istediğini bilmediğin söylenebilir. Çünkü bazen birinin ihtiyacı bir diğeri için lükstür.

Anton Çekhov’un Ayı adlı kısa oyununda ölmüş kocasının ardından yas tutarken kocasının zenginliğinden faydalanmaya devam eden bir kadın anlatılıyor, Popova. Popova, dönemin de şartlarına bağlı olarak iş hayatına atılıp bir üretim yapmak yerine kendisine kalan mirası, evdeki zenginliğin içinde yas tutmak için tüketiyor. Öyle ki çevredekilere ödenmesi gereken borçlar, atlara verilen yulaflar kısılınca karşılanabiliyor. Atlara yulaf yok, Popova’ya yas var! Popova senin gibi değil, ne istediğini biliyor. Kocasına sadık, başka bir hayat istemeyen oturaklı bir kadın olarak anılmak… Bir daha eğlenemeyeceğini düşünüyor, bir daha gereksiz harcama yapamayacağına ve bir daha aşık olamayacağına inanıyor. Sanki kocasıyla birlikte o da ölmüş, metanetli bir zen hali. Sevdiğin birini kaybetmek, şu yas ne zor şey değil mi? Kocasına öyle sadık bir kadın ki, onun mirasına sahip çıkmak da istiyor. Yaşadıkları evi korumak, içindeki eşyaları elinde tutmak. Ama yaşamaya devam ederken üretmeden sahip olduklarımızı korumak ne kadar mümkün? Popova’nın bir de hizmetçisi var, Luka. Luka hiçbir zaman bir tabak yemekten fazlasına sahip olmamış, aşk yaşamamış, özgürlüğü tatmamış. Ama hanımının her zaman yanında. Hanımı doyumsuzluk yaptığında bunu yüzüne vurmaktan, ne istediğini bilmediğini söylemekten çekinmiyor Luka. Hatta evin eski efendisinden daha alt sınıfta, daha kaba bir eş geleceği ve Popova gözlerinin önünde aşkı bir kez daha tadacağı halde. Belki de Popova, aşkı bulunca atlara yulaf vermeyi seçtiğinden bu bereketin kendisine de iyi geleceğini düşünmüştür.

Ama işte ne garip. Çevrende onca seçenek olunca istemezsen gözün görmez. İsterse milyonlarca rafta çikolata olsun sen yine de gidip o bildiğin en güvenilir ve sade olanı seçip çıkabilirsin. Ya da her seferinde yılmadan durup hayatına neyi almak istediğini düşünebilirsin. Bu seni doyumsuz mu yapar? Yoksa doyumsuz olduğunu söyleyenler aslında seçeneklere bakmayı baştan reddedenler midir? Peki, ona da bir çikolata uzatsan ne olur? Sana doyumsuz diyen ağızlar çikolataya bulanır.